Üyelik Girişi
BÖLÜMLER
Site Haritası
Kitaplar

 

Mevlana'dan Ruhsal Terapiler

 

 
 

 

 

AŞK Adlı Romanın Eleştirisi-8

ELİF ŞAFAK’IN DİLİNDEN

TASAVVUF VE ‘AŞK’ ADLI ROMANI

 

Elif Şafak’ın, Ağustos 2009 itibariyle –korsan baskı ve satışlar hariç- 150 baskı yapan ve 300.000 satışa ulaşan[1] AŞK adlı romanını, eş-dostun bu romanın içeriği hakkında yönelttikleri sorular, Hz. Mevlana’yı seven ve O’nun hakkında araştırmalar yapan birisi olarak bu romanı okumam gerektiği hususundaki tavsiyeleri üzerine okudum.[2] Okumam yaklaşık on gün sürdü ve 27 Ağustos’ta tamamlandı.

Öncelikle AŞK romanı hakkında, yazara ait www.elifsafak.us web sitesinde yayınlanan röportaj ve değerlendirmeleri incelendiğimizde, Elif Şafak’ın kendi dilinden tasavvufla ilişkisi ve yazdığı roman hakkındaki şu bilgiler dikkat çekiyor:

1- Tasavvuf felsefesiyle 14-15 yıl önce ODTÜ’de öğrenci iken, kitaplar aracılığıyla tanıştım. Tezim Bektaşi ve Mevlevi felsefesi üzerineydi. Tasavvufu ailemden veya bir hoca ya da şeyhten öğrenmedim.[3]

“Tasavvuf ile tanışmam, karanlıkta el yordamıyla yolunu bulmak gibi oldu. Kendi başımaydım, kimse aracı olmadı. Ne aileye ne bir şeyhe, hocaya ihtiyacımız yok, yollar arasında yollar bulabilmek için. İnsanın en büyük hocası kitaplar. Okumak, daha çok okumak. Her kitap bir sonraki kitaba açılan kapı.”[4]

2- İnanç benim için önemli. Ama benim için aslolan şekil değil öz.

“İnanç benim için önemli bir mesele. Ama benim için aslolan şekil değil, öz. O özün evrensel ve bir olduğuna inanıyorum. Bence hepimizin tasavvufa ihtiyacı var. Tasavvufun en çok sevdiğim özelliklerinden biri özeleştiriye dayanması. Sufiler kendilerini eleştirir, kendi içlerini tamir ederler. Birinde kusur görürlerse o kusuru örterler. Muazzam bir edep ve ahlak... Bunları ben fikren ve zihnen biliyorum ama yaşamaya gelince tabii ki zorlandığım oluyor. Mesela tasavvufun insana öğrettiği ‘hiçlik’ bilinciyle yazarlığın insana verdiği şişkin ego arasında derin bir çelişki var. Romancılık bana diyor ki ‘Bu kitabı sen yazdın, sen yarattın.’ Tasavvuf bana diyor ki ‘Sen sadece aracı olup hikâyeyi ilettin. Yaratmadın, yaratıldın! Kalem gibi, kâğıt gibisin. Kelimeler senden akıyor. Ama onların sahibi değilsin...’ Bazen bu çelişkiyi çok yoğun yaşıyorum. Ama çelişkilerle ilerleyeceğiz bu dünyada.”[5]

3- “Daha çok insan tasavvufla yakından tanışmalı.” “Ben tasavvuf üzerine yazdığım zaman tasavvufa bir zarar gelir mi?”

“Bence Türkiye’de daha çok insanın tasavvufla daha yakından tanışması hayırlı bir şey. Benim gönlüm bunu arzu eder, özellikle daha çok genç insanın. Çünkü bana nasıl ışık tuttuğunu biliyorum. Benim gibi bir çok insana da iyi geleceğini düşünüyorum. Ama bunu söyledikten sonra şunu da olabilir, herkesin çeşni, serüveni farklıdır, kimisi bir albüm dinler, hayatında ilk defa ney sesi dinler, etkilenir ve onda bir şey uyanır, bir kapı açılır, kimisi bir film izler, kimisi biriyle tanışır, onu dinler yada onunla konuşur bir şey uyanır, böyle haller vardır, kapılar vardır ve herkesin kapısı da farklıdır bunları küçümsememek lazım. Hiçbirimiz annemizin karnından her şeyi bilerek dünyaya gelmiyoruz. Eğer öğrenmek üzerine kuruluysa hayat, bu kapılar önemli bence. O yüzden benim gönlüm şunu istiyor, daha çok sanatçı, daha çok insan kendi baktığı yerden, anlayabildiği kadarıyla tasavvuf üzerine daha nice çalışma yapar inşallah. Çünkü öbür türlü kitaplardan hissedemediğimiz bir boyutta kalırsa biz onu gündelik hayata taşımakta zorlanırız. Halbuki böyle olunca dokunabiliyorsunuz, hissedebiliyorsunuz. Ama diyebilirsiniz ki, “siz ne kadarını biliyorsunuz”, ben bilebildiğim kadarını biliyorum. Bu kocaman bir okyanus, benim kabım ne kadarsa o kadarını çekiyorum. Yanımdakinin kabı daha büyükse ne güzel, o da kendi kabı kadar su çekecek ama sonuçta hepimizin kabı sınırlı. Ben kendi kabım kadar denizden su çektiğimde denizin suyu azalır mı? Yani ben tasavvuf üzerine yazdığım zaman tasavvufa bir zarar gelir mi? İnşallah müzisyen müziğini yapar, film yönetmeni filmini yapar, romancı kitabını yazar…böyle böyle hayatımızın içine nüfuz eder.”[6]

4- Mevlana’nın bende çok izi var, ama bana Mevlana’yı sevdiren kişi Şems’tir. Ben Mevlana’yı ilk defa Şems’in aynasında gördüm ve öyle sevdim.[7]

Yazar, Şems algısını şöyle ifade ediyor:

“Her aşığın bir Şems özlemi var. Her kadının bir Şems özlemi var. Şems, deli güzel bir adam. Muazzam bir karizması var ve çok dürüst. Yüreği engin bir derya. Herkese açık. Şems gelene kadar Mevlana daha korunaklı yaşamış. Toplumun alt kesimleriyle bir teması yok. Şems gelip kırıyor o kabuğu. Ve Şems´in baktığı yerden bakınca tüm insanlar eşit ve bir. Romandaki Aziz de aynı yapıda. Şems´in ve Aziz´in sırrı ortak: İkisi de aşkın dilini konuşuyor. Hayatlarımızda böyle biri yoksa ne kaybettiğimizin farkında olmadan yaşayıp gidiyoruz. Ne zaman ki böyle biriyle tanışıyoruz allak bullak oluyoruz. Aşk hep beklenmedik şekilde geliyor ve durgun suya atılan taş gibi halka halka etkiler bırakıyor.”[8]

5- Romanda dünyevi ve manevi boyutlarıyla aşkı anlatmak istedim.

“Şems ve Mevlânâ hakkında bir kitap yazayım arzusuyla kaleme almadım bu kitabı. Ben "aşk"ı anlatmak istedim. Buydu çıkış noktam. Hem dünyevî hem manevî boyutlarıyla aşkı yazdım.”[9]

“Ben bu romanı akılla mantıkla değil, kalpten yazdım.”[10]

“Şunu samimiyetle söyleyebilirim: Ben bu romanı aşkla yazdım, aşkla okunmasıdır temennim.”[11]

Elif Şafak, dünyevi ve ilahi aşka bakışını şöyle ifade etmiş:

“Bizim yaradılışımızın özü aşk, kainatın özü aşk diye düşünüyorum. Dolayısıyla parçalar zaten birleşiyor. Zaten bağlar var hepimizin hikayelerinin arasında. Tabi ki aynı şey değil dünyevi aşkla ilahi aşk. Ama tamamen birbirinden kopuk şeyler, hani hiç aralarda köprüler yokmuş gibi düşünmek de doğru değil. Hazreti Mevlana’nın da buna benzer bir sözü var. O da yaşadığımız aşkların da, eğer devam edersek yola, kendimizi nefsimizi dönüştürmeye devam edersek, ilahi aşka uzanan köprüler olduğunu düşünüyor. Yani her zaman bağlantılar var. Biz bir insanı sevdiğimiz zaman onun aynasında kendimizi görerek de çok daha farklı bir bilinç boyutuna varabiliriz. Tabi ki yok saymıyorum günümüzde hani çok böyle hızlı tüketerek yaşıyoruz aşkları; ama günümüzün dünyasında bile bence çok derin, çok hakiki aşklar da yaşanıyor. O anlamda, ben dünyevi aşkı da küçümsemeden yazdım.”[12]

“Ben aşkın türlü halleri olduğunu ve o türlü hallerin de özünde aynı yerlere aktığına inanıyorum. Mevlana’nın buna çok yakın bir sözü var: ”Dünyevi aşkları da layıkıyla yaşayabilsek aslında, onlar da maneviyata açılan köprüler” Biz kafamızda çok kopartıyoruz, sanki dünyevi olunca çok maddiyatçı oluyor. Niye? ve dünyevi olan bir şeyin içinde de ruhaniyet vardır, olabilir, bunu yaşayan insanlar da olmuştur daha önce. Tabi ikisi aynı şey değil, ilahi aşk bambaşka bir boyut ama siyah-beyaz gibi birbirinden kopuk kategoriler olarak da görmüyorum. Arada bağlantılar olduğunu düşünüyorum. Özü zaten, bütün bu hayatın motorunun özü, AŞK. Tasavvuf öyle bakıyor ve o bakış açısını seviyorum.”[13]

6- Romanı yazarken bulabildiği tüm Türkçe, İngilizce ve kısmen İspanyolca kaynakları okudum.[14]

“Her kitap için araştırma mutlaka yapıyorum. İngilizce, Türkçe bulabildiğim her şeyi okudum ve okuyorum. Ama bu konular öyle nokta koyup ‘Ben biliyorum’ diyebileceğiniz konular değil. Tam tersine okudukça ne kadar az bildiğinizi, ne kadar cahil olduğunuzu görüyorsunuz. Bence tasavvuf insanı kendi bilgisizliğiyle tanıştıran bir süreç. Okumanın sonu yok. Çok araştırma yapıyorum fakat son tahlilde bunların hepsi hayal ürünü. Bunun altını çizme gereği duyuyorum. Aşk’ta anlattığım Şems de Mevlana da bir hayal ürünü. Tabii ki okumalarımdan etkilendim ama her şey yine de bir kurgu.”[15]

7- Romandaki bütün karakterler hayali. Romandaki her şey bir kurgu, bir hayal gücü. Romanda, kendi algıladığım kadarıyla Mevlana ve Şems var. Hiçbir zaman ‘esas Mevlana budur, esas Mevlevilik budur’ diyemem.[16]

“Anlattığım tamamen bir kurgu. Ella da Aziz de hatta Şems ve Mevlana da kurgu. Kendi hayalimdeki Şems’i yazdım, kendi hayal dünyamda gördüğüm Mevlana’yı yazdım. Esas Mevlana budur diyemem. Tabii ki kendi okumalarımdan, Mesnevi’den etkilendim. Onları damıtarak bir imbikten geçiriyorsunuz, sonra ben bende kalan algıyı yazıyorum. Hepsi kurgu. Hatta Şems’in kuralları da öyle. Benim bulduğum şeyler.”[17]

“Ama bu bir roman, bu bir hayal dünyası. Ben kendi penceremden gördüğüm Mevlana’yı anlatıyorum. Bir başkası bambaşka anlatacak. Bir öteki başka bir şekilde anlatacak. Bu çeşitlilik güzel geliyor, doğal geliyor bana. Onun için, asla diyemem ki işte gerçek Mevlana’yı ben anladım, ben anlatıyorum. Bu benim haddim de değil, yapabileceğim bir şey de değil. Ama sanatın penceresinden, edebiyatın dünyasından böyle bir kurgu.

Son tahlilde anlattığım her şey bir kurgu. Ama ben bu kurguyu yapabilmek için okuyorum. Bir de yeni bir şey de değil benim hayatımda, belki on beş seneyi geçti tasavvufla tanışmam. O gün bugündür de kendimce yoğun olarak okuyorum. Daha yoğun okuduğum dönemler oldu. Bir parça belki daha uzaklaşıp tekrar döndüğüm dönemler oldu. Kendim de mevsimlerden geçtim. Ama benim için hep bir sürekli ilgi alanı oldu on beş senedir. Muhakkak ki o okumaların da getirdiği bir şey var, hani bir tortu geriye bırakıyor. Yazarken de araştırma yapıyorum ben, bir dönemi anlamaya çalışıyorum. Tabi ki o anlamda ödevimizi yapıyoruz ama son tahlilde bütün o parçaları birleştiren şey hayal gücü. Onun için anlattığım bir hayal.”[18]

8- Romandaki Şems’in 40 kuralını tasavvuf okumalarımdan beslenerek yazdım.

“Romandaki 40 kural çok ilgi gördü. İnternette insanlar birbirlerine kuralları yolluyor. Cep telefonlarından mesaj olarak atıyorlar. Bir okurum tüm kuralları tek tek yazdırarak poster yapmış, duvarına asmış. Bunlar beni çok duygulandırıyor. Çünkü ben de o kuralları inanarak, yüreğimde hissederek yazdım, oluşturdum. Tabi ki tasavvuf okumalarımdan beslenerek yazdım bu kuralları. Kırk sayısını bilerek seçtim. Doğu mitolojilerinde, tasavvuf kültüründe bu sayı önemlidir. Ben de otuz değil, elli değil, kırk kural oluşturmayı tercih etim.”[19]

“O kuralları sonuçta ben yazarken romanın içinde kendim formüle ettim. Onun için, her biri hayal ürünü kurallar. Ama tabi ki ben kendi Mevlana okumalarımdan da beslenerek, genelde tasavvuf okumalarımdan beslenerek oluşturdum. Onun için, bir bilgi zemini var ama onun dışında bütün o kuralların formülasyonu, onlar bana ait.”[20]

9- AŞK, dini içerikli bir kitap, tarih kitabı, biyografi veya akademik bir çalışma değil. Sadece bir roman.

“Ben Aşk’ı dini içerikli bir kitap olarak değil de aşk üzerine bir roman olarak görmekten yanayım ve aşk öyle bir şey ki; hayatın çok farklı boyutlarına dokunuyor zaten.”[21]

Bu bir tarih kitabı değil, biyografi değil, akademik çalışma değil sadece bir roman. Ben o karakterleri öyle konuşturdum. Tabii kendi okumalarımdan, Mesnevi den etkilendim. Onları damıtarak bir imbikten geçiriyorsunuz, sonra ben bende kalan algıyı yazıyorum. Hepsi kurgu. Hatta Şems in kuralları da öyle. Benim bulduğum şeyler.”[22]

10- Topluma mesaj vermek için yazmıyorum.

“Ben toplumsal mesaj vermek için yazmıyorum. Ve bir romana da böyle anlamlar atfedilmesini yazar için de kötü bir şey olarak görüyorum. Ben her kitabımda bir mikro hikaye anlatıyorum, hayal ürünü anlatıyorum, hayalimi açıyorum, benim için hayaller, hikayeler önemli ama ben karakterler üzerinden bir mesaj vermeye çalışmıyorum. Bir de Türk romancılığında böyle bir damar vardır, Osmanlı’ya kadar giden. Yazar, okurdan kendini daha bilgili zanneder, daha bir öğretmen edasıyla yazar, hatta okuruna baba gibi tepeden bakar, öğretmek için yazar, böyle bir geleneğimiz var bizim, ta Osmanlı son dönemine kadar. Çünkü romancılar çok önemli roller oynamışlar, Osmanlının modernleşmesinde ve batılılaşmasında. Öyle bir misyon edinmişler. Bu dönemin romanlarına baktığınızda bir çok karakter, bir şeyi temsil etmesi için yerleştirilmiştir kitaba. Ben bu gelenek için yazmıyorum. Ben her karakterimi başlı başına bir birey olarak algılayıp yazıyorum. Ben bir mikro hikaye anlatıyorum ve en önemlisi kendimi okurun öğretmeni olarak görmüyorum. Mesaj vermek bana yakın bir tarz değil.”[23]

11- Romandaki Aziz Zahara’ya aşığım.

“Tasavvufla ilgili bir şey yazma fikri bir iç ses olarak uzun zamandır vardı. Aşk üzerine yazmak istediğimi de biliyordum. Ama beni heyecanlandıran Zahara karakteri oldu. Ben modern sufiyi, kadınların aşık olacağı, benim aşık olabileceğim bir adam yaratmak istedim. Uzun zaman kitabın adını Zahara koyarım diye düşündüm hatta.”[24]

12- Romanda Ella’nın yaptıklarını ahlaken sorgulamıyorum.

“Şu da bana çok soruluyor: “Kitapta Ella karakteri ailesini bırakıyor sonuçta ve böyle bir ruhsal yolculuğa çıkıyor. Doğru mudur? Bir kadının çocuklarını bırakması, ailesini bırakması?” Bu soru da bana çok geliyor. Ama ben yazarken öyle yargılamıyorum karakterlerimi. Hani yaptığı şey ahlaken doğru mu diye bakmak yerine o karakteri anlamaya çalışıyorum.”[25]

13- Hatalarım elbette olabilir.

“Son tahlilde, beşerin tabiatı şaşmaktır. Elbette hatalar, kusurlar olabilir. Yoksa Şems i, Mevlânâ’yı yazmaya kalkıp da her şeyi anladığını iddia etmek "kibir" olur. Ama şunu samimiyetle söyleyebilirim: Ben bu romanı aşkla yazdım, aşkla okunmasıdır temennim.”[26]


 

NOTLAR

[1] Eray Arpaşin, “300 bininci kitap için özel pastalı kutlama.” Hürriyet Gazetesi, 11 Ağustos 2009 http://www.hurriyet.com.tr/ege/12259460.asp?gid=142&srid=3540&oid=5&l=1 http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=78

[2] Elimdeki nüshanın bilgileri şunlar: Elif Şafak, Aşk, çev. K. Yiğit Us-Elif Şafak, İstanbul: Doğan Kitap, 1. Baskı, Mart 2009, 420 sayfa.

[3] “Bu kez ‘aşk’ı anlatıyor.” Radikal Gazetesi, 27 Şubat 2009

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=27.02.2009&ArticleID=923642

“Elif Şafak, TOBB ETÜ’lü gençlerle buluştu.” 24 Haziran 2009

http://etu.edu.tr/events.php?type=announcements&event=450&FK=&BK=&year=2009&month=06&day=24&&lang=trTR

http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=60

http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=74

“Elif Şafak’ın roman yazma formülü.” Anadolu Ajansı, 26 Mayıs 2009

http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=68

[4] “Bu kez ‘aşk’ı anlatıyor.” Radikal Gazetesi, 27 Şubat 2009

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=27.02.2009&ArticleID=923642

http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=60

[5] “Çelişkilerle ilerleyeceğiz bu dünyada.” Skylife, Ağustos 2009

http://www.thy.com/tr-TR/corporate/skylife/article.aspx?mkl=1261

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=279

[6] “Biz yazarken çok yalnızız, okur da okurken çok yalnız.” Haberx, 17 Ağustos 2009

http://www.haberx.com/Soylesi-Haberleri/Agustos-2009/Biz-yazarken-cok-yalniziz-okur-da-okurken-cok-yalniz.aspx

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=284

[7] Soner Can, “Elif Şafak bu kez Aşk’la geldi.” Star Gazetesi, 7 Mart 2009

http://www.stargazete.com/kitap/elif-safak-bu-kez-ask-la-geldi-173652.htm

http://www.elifsafak.us/degerlendirmeler.asp?islem=degerlendirme&id=122

[8] Nazlı Demiröz, “Aşkın zamanı durduran labirentinde.” Çankaya Life, Ağustos 2009

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=283

[9] “Elif Şafak romanını anlattı: Aşkı yazmak”

http://www.elifsafak.us/degerlendirmeler.asp?islem=degerlendirme&id=120

[10] Nazlı Demiröz, “Aşkın zamanı durduran labirentinde.” Çankaya Life, Ağustos 2009

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=283

[11] “Elif Şafak romanını anlattı: Aşkı yazmak”

http://www.elifsafak.us/degerlendirmeler.asp?islem=degerlendirme&id=120

[12] Saba Tümer’le Bu Gece, HaberTürk, 10 Haziran 2009

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=274

[13] “Biz yazarken çok yalnızız, okur da okurken çok yalnız.” Haberx, 17 Ağustos 2009

http://www.haberx.com/Soylesi-Haberleri/Agustos-2009/Biz-yazarken-cok-yalniziz-okur-da-okurken-cok-yalniz.aspx

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=284

[14] “Elif Şafak Aşk’ı yazdı.” NTV, 5 Mart 2009

http://www.ntvmsnbc.com/id/24943180/

http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=61

Esra Cengiz, “Aşkı buldum ama buldum diye nokta koyamam.” Star Gazetesi, 8 Mart 2009

http://www.stargazete.com/pazar/aski-buldum-ama-buldum-diye-nokta-koyamam-173818.htm

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=249

[15] Esra Cengiz, “Aşkı buldum ama buldum diye nokta koyamam.” Star Gazetesi, 8 Mart 2009

http://www.stargazete.com/pazar/aski-buldum-ama-buldum-diye-nokta-koyamam-173818.htm

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=249

[16] Saba Tümer’le Bu Gece, HaberTürk, 10 Haziran 2009

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=152301&cat=190&dt=2009/06/11

http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=71

“Elif Şafak Aşk’ı yazdı.” NTV, 5 Mart 2009

http://www.ntvmsnbc.com/id/24943180/

http://www.elifsafak.us/haberler.asp?islem=haber&id=61

[17] Feyza Bayındır, “Elif Şafak’la ‘Aşk’ ve daha fazlası.” On5Yirmi5, 21 Temmuz 2009

http://www.on5yirmi5.com/genc/v1/oku.aspx?c=5775

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=277

[18] Saba Tümer’le Bu Gece, HaberTürk, 10 Haziran 2009

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=274

[19] Nazlı Demiröz, “Aşkın zamanı durduran labirentinde.” Çankaya Life, Ağustos 2009

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=283

[20] Saba Tümer’le Bu Gece, HaberTürk, 10 Haziran 2009

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=274

[21] “Biz yazarken çok yalnızız, okur da okurken çok yalnız.” Haberx, 17 Ağustos 2009

http://www.haberx.com/Soylesi-Haberleri/Agustos-2009/Biz-yazarken-cok-yalniziz-okur-da-okurken-cok-yalniz.aspx

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=284

[22] Elif Aktuğ, “Umarım okurlar Aşk’ı aşkla okurlar.” Akşam Gazetesi, 8 Mart 2009

http://www.aksam.com.tr/2009/03/08/roportaj/muhabir/21/umarim_okurlar__ask_i_askla_okur.html

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=248

[23] “Biz yazarken çok yalnızız, okur da okurken çok yalnız.” Haberx, 17 Ağustos 2009

http://www.haberx.com/Soylesi-Haberleri/Agustos-2009/Biz-yazarken-cok-yalniziz-okur-da-okurken-cok-yalniz.aspx

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=284

[24] Sanem Altan, “Kompleksliyim, arızalıyım, tabii ki yaram berem çok.” Vatan Gazetesi, 22 Mart 2009

http://pazarvatan.gazetevatan.com/haberdetay.asp?hkat=1&hid=13663&yaz=Sanem%20Altan

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=253

[25] Saba Tümer’le Bu Gece, HaberTürk, 10 Haziran 2009

http://www.elifsafak.us/roportajlar.asp?islem=roportaj&id=274

[26] “Elif Şafak romanını anlattı: Aşkı yazmak”

http://www.elifsafak.us/degerlendirmeler.asp?islem=degerlendirme&id=120

 


Yorumlar - Yorum Yaz
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam56
Toplam Ziyaret161093
Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
16° 16° 13°
Hz. Mevlana'dan Sözler
HZ. MEVLÂNÂ'DAN SÖZLER
“Kibirlerinden “İnşâallah” (Allah dilerse) demediler; Allah da onlara beşerin aczini gösteriverdi.”
(Mesnevi, Cilt 1, beyit nu: 48)
*
“Dünyada iş
işten meydana gelir.”
(Mesnevi, Cilt 1, beyit nu: 76)
*
“Allah’tan edeble başarılı olmayı dileyelim. Edepsiz
Allah’ın lütfundan
yoksun kalmıştır.
Edepsiz
yalnızca kendisine
kötülük etmiş olmaz,
dört bir yanı
ateşe vermiş olur.”
(Mesnevi, Cilt 1, beyit nu: 77-78)
*
“Zekat verilmeyince
bulut ortaya çıkmaz
(yağmur yağmaz);
zinadan dolayı da
etrafa veba yayılır.”
(Mesnevi, Cilt 1, beyit nu: 88)
*
“Senin üzerine karanlıklardan ve gamdan yana ne gelirse, korkusuzluktan ve küstahlıktandır o.”
(Mesnevi, Cilt 1, beyit nu: 89)
 *
“Her odunun kokusu, dumanından belli olur.”
(Mesnevi, Cilt 1, beyit nu: 107)